Perşembe, Kasım 2

yazihane.org/yazihane.org

taşındık efendim, ortalığı süpürdük. az biraz daha çeki düzen verince tam pansiyon (kahvaltı ve akşam yemeği) hizmet vermeye decam ediceğiz. buyrun

Cumartesi, Ekim 28

F.

adeta zahmet vermeyen bir mahmurluk içerisinde çiziktirdiğim bu yazılar işe yaramaz, bunlar üstünkörü şeyler. ... bugün bayan H. ye mektup yazacağım. ona yazdığım mektupları buraya kaydediyorsam, bununla bir şeyler elde edeceğimi umduğum içindir: Sevgili Dostum, mektupları iki kopya yazmaya vaktim yok. daha sağlam bir şekilde kendine güvenmelisin. isteklerine daha yakın kalp atışlarına sahip olmalısın. ah, üzerimdeki lambanın cızırtısı... ... ancak aşırılıklarla insan nasıl herkesin kendi yokoluşunu kendi içinde taşıdığını ve bundan kurtuluş umudu bulunmadığını, ancak başklarını gözlemlemede teselliye kavuşulacağını farkediyor. ... sayın F. mektubunuz elime ulaştı. bazen elinize ulaşanların aslında elinize ulaşamayanların birer kopyası olduğunu görürsünüz. madrid'den beklediğiniz mektubun porto'dan postalanmış olması gibi. uzun zamandır duymayı arzuladığımız havadislerin, pek masum ve fakat pek yersiz bir zamanda yabancı bir ağızdan duyuluyor olması beni memnun etmiştir. hürmetimi ve şefkatimi daima üzerinizde hissediniz. sizi hiç olmasa bir otuz yıl önce tanımış olsaydım, mektubunuzu kendime yol edinirdim. ama korkarım zaman dışa karşı katı, içeride ise soğuk bir yapı. ... halsizliğin doğurduğu sabırsızlık ve üzüntü, bu halsizlik tarafından hazırlanıp, asla gözden uzak tutulmayan bakir ya da bakire, gelecek tablosu ile besleniyor. bu mükemmel insan vucudunun içinde tiksinti arzulayacak bir yan olmasaydı, duygularım bu şekilde inkişaf etmezdi. ben bunu iman olarak kabul ederim. ... kuma bir çukur açmıştık.

Pazartesi, Ekim 23

tanrım, hamdolsun

ramazan insanın aklına orucu felan getiriyor. biz buna şeker bayramı diyelim. bayram programlarında dansözler olsun. kent ve ülker unutmak istediğimiz adetlerimizi hatırlatan reklam çekmekten vazgeçerek çağa ayak uydursun. bir şekilde an'anelerini sürdüren ailelerin duygularını farklı reklamlarla sömürmeye ise devam etsinler. hadi ben büyüdüm harçlık almıyorum, fakat benden gençler el öpmek için nakit harçlığı şart koşsun. haftanın son iki gününü kaptırmış olsak bile, mutlaka diğer üç günü bir yerlerde, insanlardan uzak bir yerler olması tercih edilir, tatil yapılarak geçirilsin. nolur, sabah erken zile basmayın. ben şekerleri kapının önüne bıraktım, istediğiniz kadar alabilirsiniz. yaşça büyük olanlar için ise kapıya kocaman "şeker bayramınızı kutlarım" yazılı bir karton astım. altındaki isim ve tarih kısmını doldurup siz de iyi bayramlar diye yazarsanız bayramlaşma ritüelini yerine getirmiş oluruz. ramazanı dün gece beer city'de uğurladık arkadaşlarla, kafam davul gibi, siz mü'minler eminim anlayışlı olacak ve zile basarak beni uyandırmaya yeltenmeyeceksiniz. (bilen bilir, her sene sonu bayram olan kısa bir tatil yaşarız. tekrar buluşturana hamdolsun. hepinizin hürmetle bayramını tebrik ederim. )

Perşembe, Ekim 19

kütürdet beni letafet

"bilgeliğini en fazla gösterdiği an, konuştuğu insandan ayrıldığı andı." soru: orhan pamuk nobel'i edebi kişiliği ile mi siyasi kişiliği ile mi aldı? bankta oturan adamın cevabı: bu soruya yannış cevap verirsem, bana da nobel verir misiniz? bazen, ama not düşelim şimdi değil, güzel sabahlarımız olur. duvarlarımız çok renksiz olsa da sabahlarımız güzel olur. bacaklarımızı rahatça sallayabilir, istersek ıslatabilir, istersek tümden ıslanabildiğimiz, bir teşehhüd miktarı olmasa da, ona yakın oturuşlarımız olur. hani dersin emel sayın gelse, yıl 1967, ancak gözlerini bu kadar parlatacak güzellikte olur. hani dersin, hani sen yine şimdi dizi değdirebileceğim kadar yakında, ya da küllüğü uzatabileceğin kadar uzakta olsan, hani suratını avcuna dayayarak yüzüme baksan, bu kadar güzel olur. duvarda asılı gazeteleri uçaracak kadar güzel havalar olur. zil çalınca kapıyı açmazsın, cereyan yapar diye de kendini kandırırsın hani. illa çay olur, kokusu illa sana yakın bir yerlerde. "dostum çay piyot?" diye soran bir ses olur. güzel olur, illa pencereden sokağa taşan sigara dumanı. gülerken seni donduran, seni gülerken hatırlatan fotoğrafların olur. kısa atletinin üzerinde sallanan cevşen, dağınık saçlar, belinden düşmüş şortun ve en fazla iki haftalık sakalın ile kaşınan bir vucudun olur. ama yine de güzel olur. tekrarlarsın akşamdan kalan şarkıyı, akşamdan kalmış şarkı senin kadar güzel olur.kaşına kadar inen teri kolunun tersi ile silerken, sıcak edebiyat, sıcak türkü, sıcak hatıra olur. terini silerken sen, sıcak bir anı olursun. bazen güzel olur. güzel, bazen olur. kelimelerle oynarsın, gider traş olur randevuna koşarsın. birinin eline çiçek verseler ve işte bak burası orası deseler, bu kadar güzel olur. bu kadar. bu kadar olur. bu kadar. "kötü bir iniş, zaferle sonuçlanan bir dağa yükselişi yok edebilir." soru: yaşam bize sunulan tek kişilik bir oyun mu? bankta oturan adamın görüşü: hepimiz bir başkasının yalanına ortak mı olalım şimdi? Sevgili Dorothea, hava iyi olsun olmasın, İzak sabahları havanın durumunu dikkatle inceliyor. havada nem olup olmadığına bakıyor, rüzgarı soluyor, öğlende soğuk olup olmadığına bakıyor. ortamın uygun olduğunu hissettiğinde, ciğerlerini özenle seçtiği bir havayla dolduruyor ve akşam, bu havayı bir şarkı gibi dışarı veriyor. her zaman iyi şarkı söylenemeyeceğini söylüyor. şarkı mevsim gibidir. zamanında gelir... başı sola yatık, alt tarafı noktalı kal sabah derslerin sekiz buçukta başladığı günlerde.bir kuş tut içinden , ikiyle çarp onbeş ekle sonra.aslan oğlum aşık olmuş desin annen.sen sabah kahvaltısının derdinde, masayla sandalye arasındaki hava boşluğuna sıkışmış bedeninle bol çocuklu, bol kahkahalı ve bol ışıltılı o lüks kahvaltı salonunda , yarım ekmek peynir derdinde. ve şimdi hala dersler sekiz buçukta başlıyor, yağmurlu havalarda baş parmağım üşüyor hala. hala aklımda telefonunda ki melodi, hala emel sayın yeşil gözlü, hala güzel.. farkındalığı nasip edene, hamd olsun. - aslan oğlum aşık olmuş ! - Annee! ekmek arası .. ve salli ala seyyidina âl-i Muhammed, sad salli aleyna mürşidina şah-ı velayet.

Çarşamba, Ekim 18

Hadi bakalım kim sanatkar, kim ressam! Sanatçısın ya, şimdi seyret beni.

... Yazgı: İnsana estetiğin, sanatın, bir ölçüde de ilhamın geliş yolları var. Doğadan bu ilhamlar bize gelebiliyor. Bir yapraktan bir güneşin doğuşundan filan. Belki de şöyle anlamlandırabiliriz: Direkt gelenler var, doğadan. Doğanın apaçık bir dili var. Bir de, bir sanat eseriyle, bir resimle, bir hatla, bir ebruyla, yani dolaylı olarak gelen var. Sanatta bir şey var insan eline girmiş. İnsan elinden çıkmış. İnsanın birikimi, edimi, çalışması, gayreti giriyor, kültürü giriyor. Dolaylı olan da sonuçta bir duygulanma meydana getiriyor. Hatta bazan çarpıyor. Peyami Gürel: Anlatmada bir sakınca yok. Orada şuuruna erdim ben zaten... Karadeniz dağlarına çıkmıştık arkadaşlarla, ben de ressamım ya. Dedim ki kendi kendime; sabah vakti, erkenden çıkayım, bir çalışma yapayım, gözlem yapayım. Gün doğmadan bir yer tesbit etttim kendime dağ, vadi iç içe. Fotoğraf çekeyim dedim biraz. Gittim, oturdum, bekliyorum. Durum her saniye değişiyor. Işık oldu. Gölge oldu. Gri oldu, Yeşil oldu. Başka bir yeşil oldu. Her an değişiyor. Ne çekeceğim ben şimdi, ne yapacağım, hangi kareye yetişeceğim. Bıraktım makineyi elimden, seyretmeye başladım. Bana şunlar söyleniyor gibi geldi: Hadi bakalım kim sanatkar, kim ressam! Sanatçısın ya, şimdi seyret beni. Akıllara durgunluk verecek sahneler. Orada insan şunu anlar; senin elinden değerli şeyler yaptırılıyorsa o zaman kıymetlisin kardeşim.

Yaptığımız işlerin, ürettiklerimizin merkezde olması ve bir süre sonra da onu olduğu yerlerden daha özel yerlere taşıma eğilimi hepimizde var. Ama şunu çok iyi öğrendim; tek bir merkez var. Ve nisbetle dahi bir başka şeyin merkeziliği duygusuna kapılmak çok anlamsız. Çünkü O hep diyor ki "Tek merkez var, o da benim." Gerisi laf. Şimdi bunu hissettiysen ve anladıysan bakıyorsun ki nisbetin de nisbeti var. Bakıyorsun biz güneşin etrafında, güneş galaksinin içinde dönüyor. Galaksiler gruplar yapmışlar, birbirlerinin etrafında dönüyorlar... Kim kimin etrafında dönüyor, kardeşim, kim kimin merkezinde duruyor. Buradan bakışa nispetle diyorsun ki güneş merkezde, ve biz de onun etrafında dönüyoruz. İyi de o da bir şeyin etrafında dönüyor. Dedim ki, dur bir dakika, her şey birbirinin etrafında dönüyor. O halde bir tek O var zaten. Bu onun alametlerinden ki söylüyor insana: Bak! Boşuna debelenip durma ey ademoğlu! Hepsi birbiriyle içice, hepsi alışveriş içirişinde bütün bunların üzerinde bir tek ben varım, gözünü bana çevir. Her şey ona götürüyor.

Yazgı / Aralık-Ocak 2002

Salı, Ekim 17

Çarşı Siyaha Karşı !

Değerli Beşiktaş Taraftarı; Tottenham maçı için hem tribünde bütünlüğün sağlanması açısından hemde güzel bir görüntü oluşması için herkesten beyaz giyinmesini rica ediyoruz. Bütün taraftarımızın bu çağrıya duyarlılık gösterip Perşembe günü stada BEYAZ giyerek gelmesini temenni ediyoruz. Saygılar. forzabeşiktaş.com admini (forum detayı için buyurun)

ilanen duyurulmaktadır

sunucularımızdaki teknik bir arıza dolayısı ile, yazıhane içerisindeki ses dosyalarının önemli bir kısmı kullanılmaz haldedir. bir kaç gün içerisinde bu problemi halledip siz müsiki severlere hizmet vermeye devam etmeyi arzuluyoruz. unutmayın, biz müşteri memnuniyetini önemseyen bir tükkanız.

Perşembe, Ekim 12

sevgili Lao ile ortak kültür hizmetleri zincirinin ilk halkası