« Home | Başsağlığı » | Modernizm ve Picasso [Köşe Yazısı] » | Nasıl Bir Yerellik » | Düşünüyorum gözlerim kapalı.. » | kasıntı » | Ezra'nın Duası » | nereden nereye kaçış. orhan veli'den ibrahim sadr... »

Peyami üzerine küçük bir deneme

Peyami Safa, öteden beri fikirlerini kabul edenler tarafından seçkin bir romancı olarak taltif edilmiş, kabul etmeyenler tarafandan ise görmezden gelinerek inkara kalkışılmıştır. Bu reflekslerin yani seçkinliğin ve görmezden gelmenin temelleri, Peyami’nin romanlarıyla aslında çokta alakalı olmayan felsefi ve ideolojik yönünden kaynaklandığını söylememiz gerekir. Bizim bahsedeceğimiz yazarın roman sanatı ile ilgili olduğundan, incelememizi ideolojik yanlarını kendimize yakın buluyor olsak bile bu gözle değil, dikkatli bir okuyucu hassasiyetiyle kaleme aldığımızı bilmelisiniz. Günümüze kadar yapılmış bir çok inceleme okuma aşamasında gerekli hassasiyetin gösterilmemesinden kaynaklanan vahim hatalarla doludur. Örnek vermek icap ederse Türk Edebiyatı’nda (Ahmet Kabaklı, Türk Edebiyatı (3), 1969, s. 421) , Mahşer romanının önde gelen kahramanı Ali’nin, Peyami Safa’nın sözcüsü olduğu söylenir ve teşhis doğrudur. Fakat Ali Şimşek romanında Müfid ve Pervin’in en yakın dostlarından biridir, Mahşer romanın kahramanları arasında değildir. Bu tarz örnekleri artırmak mümkünüdür. Mehmet Tekin’in dediği gibi “Unutmayalım ki, seviyesi ne olursa olsun, objektif tenkid ve incelemenin yolu, dikkatli okumaktan geçmektedir.” Bu akademik bir çalışma değil dikkatli bir okurun kitapların kenarlarına düştüğü notlardan mürekkep bir sunumdur.

Hayatı

Babası İsmail Safa'nın dört çocuğuyla birlikte çektirdiği bir

fotoğrafın altına ve üstüne kendi el yazısı ile düştüğü notlara göre Peyami 21 Mart 1315 (2 nisan 1899 pazar ) tarihinde İstanbulda Gedikpaşa Divani Mahallesi Bedesten Sokağındaki 12 numaralı evde doğmuş ve adı Tevfik Fikret tarafından konulmuştur. (Peyami Safa, Ölümünün Yıldönümünde Tevfik Fikret, Tercüman, 21 Ağustos 1959) On yaşına kadar burda yaşayacaklardır. Peyami'nin yazdığına göre gedikpaşadaki ev devrin aydınları tarafından abdulhamite karşı yürütlen savaşın karargahlarından biri hatta Paristeki İttihat ve Terakkinin İstanbul şubesi gibi kullanılmaktadır. Tevfik Fikret, Hüseyin Siret , Rıza Tevfik ve Abdullah Cevdet gibi devrin önde gelen simaları ile yapılan toplantılar ittihatın ilk toplantılarıdır. Bu toplantıların sonucunda baba İsmail Safa vatana ihanet suçundan Sivas’a sürgün edilecek ve orada ölecektir. Babasını erken yaşta kaybetmesinden dolayı mahkum oldukları sefil hayat düzenli bir öğrenim görmesine izin vermese bile baba dostu Dr. Abdullah Cevdet tarafından sünnet hediyesi olarak verilen Petit larousse ile 6 yaşında fransızca öğrenmeye başlar. Kendi kendisini yetiştirip 13 yaşında Posta Telgraf Nezaretinde çalışarak hayata atılır. Öğretmenlik yaptığı Rehber-i İttihad mektebinde daha 15 yaşındadır ve okula öğrenci olması bile kanunen mümkün olmayacak kadar küçüktür.(Peyami Safa, Hayaletler Arasında, Tercüman, 13 Ağustos 1959) Üç senelik öğretmenlik hayatından sonra vefatına dek Gazetecilik yapacak yani hayatını yazıları ile kazanacaktır. Önce Kardeşi İlhami ile Yirminci Asır adlı bir akşam gazetesi çıkardı. Bu gazetede "Asrın hikâyeleri" adlı hikâyelerini imzasız yayınladı (1919), Kültür Haftası (21 sayı, 15 Ocak-3 Haziran 1936) ve Türk Düşüncesi (63 sayı, 1953-1960) adlarında iki de dergi çıkardı. Tasvîr-i Efkâr, Cumhuriyet, Milliyet, Tercüman, Son Havadis gazetelerinde yazdı. 1961 yılının 27 şubatında çok sevdiği oğlu Merve'yi askerliğini yaptığı sırada kaybetmesi Peyami Safa'yı çok sarstı. Bu olaydan birkaç ay sonra 15 Haziranda İstanbul Çiftehavuzlar'da bir dostunun evinde vefat ettiği sırada Son Havadis’in Baş Yazarıydı.. Edirnekapı Şehitliği'nde gömülüdür.

Romanlarına ve Yazılarına Genel Bakış

Cumhuriyetin 10. Yıl etkinlikleri sırasında Mustafa Kemal’e bir gencin; “Paşam bunlar güzel sözler, ama gençliğe ideoloji lazım” demesi o dönem itibari ile fikir hayatımızdaki boşluğu göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Bu boşluğu doldurmak için atılan bir çok adım yeni bir fikrin inşaasından daha çok Batı yada Rus medeniyetlerininin taklit edilmesini teklif ediyordu. Örneğin o dönemde bazı aydınlar Kadro dergisini çıkardılar. İşin anlaşılmaz tarafı ise Marksizm’i rehber edinmiş bu derginin elemanları devletin bünyesinde çalışıyorlar olmalıydı; bir başka söyleyişle maaşıyla karınlarını doyurdukları devletin kuyusunu kazıyorlardı. Bilerek veya bilmeyerek resmi makamların desteklediği bunlara karşı Ünlü bir Marksiste; “Peyami’yi ikna edebilseydik, Türkiye’yi komünist yapardık.” dedirtecek kadar devletin yanında olan Peyami doğulu kalarak batılı stnadartlarını yakalayabilmenin yollarını aradı. Batıyı ilmî ve fennî anlamda takip ediyor ve kendisini yetiştiriyordu. Sağlığında beş üniversitemiz bulunmasına rağmen ilim dünyamızda “Duyularımızın dışındaki idrak”ten sadece Peyami söz ediyordu. Üniversite öğretim üyelerimizin pek çoğu yumruklarını sıkarak “görmediğim şeye inanmam” diye bağırırlarken, O, Duke Üniversitesi’nin Parapsikoloji laboratuvarlarının direktörü Prof. Dr. J. B. Rhine’nin E.s.p. Olarak ifade ettiği “Duyularımızın dışındaki idrak”in zaman ve mekana bağlı olmayıp iş gören insan ruhunun öldükten sonra yaşadığına inandıracak neticeler elde ettiğini bir çok kitabında uzun uzadıya konu ediyordu.

Hepimiz kabul ederiz ki; Peyami Safa edebiyatımızın neredeyse her dalında kalem oynatmış bir yazar/mütefekkirdir. Fakat kuşkusuz asıl başarılı olduğu dal roman olmuştur. Romancı olarak doğmuştur sanki. Onbir yaşında "Piyano Muallimesi" adındaki hikayesi bilinen ilk hikaye denemesidir. (100 Ünlü Türk Eseri, 1974, s. 1116) Sonra Eski Dost ismiyle bir roman denemesi yazar. "Edebiyat dokuz yaşımda başlayan ihtiraslarımdan biridir; onüç yaşımda yazdığım 'Eski Dost' diye ayzdığım ilk çocukluk romanımın müsveddelerini hala saklıyorum." Çocukluk yıllarında yaşadıkları artık Peyami'nin roman serüveninde kullanacağı değişmez malzemeleri olacaktır. " iki yaşımda iken babam ve kardeşim Sivas'ta on ay içinde öldü. Böyle kısa bir fasılayla hem kocasını , hem çocuğunu kaybeden bire kadının hıçkırıkları arasında kendimi bulmağa başladım. Belki bütün kitaplarımı dolduran 'bir faica beklemek vehmi' ve yaklaşan her ayak sesinde tehlike sezmek korkusu böyle bir başlangıcın neticesidir." (Cahit Sıtkı Tarancı, Peyami Safa: Hayatı ve Eserleri, 1940, s. 3) Babası ve amcaları şair olmalarına ve aynı yıllarda Aka Gündüz’ün çıkardağı Hak Yolu dergisinde şiirini yayımlatmasına rağmen şiirde ısrar etmeyerek 14 yaşında -Bu Kitabı Okumayın’nı saymazsak- ilk kitabı Bir Mekteplinin Hatıratı / Karanlıklar Kralı’nı bastıracaktır. Bu roman aynı zamanda daha sonra Server Bedi adıyla yayımlayacağı ünlü polisiye roman kahramanı Cingöz Recai’nin ilk eskizlerini barındırmaktadır. Bu Kitabı Okumayın Peyami’nin karnını doyuran ilk şeydir ve bundan dolayı çocuk denecek yaşta yeşeren “hayatını yazı ile kazanma” fikri ölene değin aklından bir an olsun çıkmamıştır.