« Home | çarkın dişlilerinin dışından bakma hevesi » | Bir yaşmaklı kadın portresi [hikaye] » | İktibas [Frank Sinatra] » | İktibas [izmircadısı] » | Yatmadan önce [Yüz temel eser mi? Yüz fırça darb... » | kimse » | Güle Güle derken... » | Peyami üzerine küçük bir deneme » | Başsağlığı » | Modernizm ve Picasso [Köşe Yazısı] »

Seyir Defteri 1

çok geziyorum evet, 3 ayda bir istanbul dışına çıkmak gibi bir alışkanlığım var. mümkün olsa da Türkiye'nin tam ortasında doğmuş olsaydım. seyehat etmek belkide daha rahat olurdu. martın başında m.ihsan ile beraber çocukluk arkadaşımız emin'e misafir olduk. iyi bir planlama yapmadığımızdan, hadi gidelim lan diyerek bir gecede karar verdiğimemiz nedeniyle olmadı. ne olmadı. mesela sabah kaplıcaya gidecektik sonra hamam varmış orda, bir arkadaşa bakıp çıkcaz abi diyecektik, tellaklara aman abi şöle hafif hafif oğuştursana diyecektik olmadı. sabah kahvaltıyı inkayada yapıcaktık o da olmadı. hani olur ya bursaspor'un maçı olur en azından onu seyrederiz felan dedik o hafta bursa deplasmana gitmiş o bile olmadı. ne mi yaptık, kültür parka gidip herkesin sevgilisiyle oturduğu tenhalarda biz üç sap oturup batsın bu dünya dedik. hatta sarmaş dolaş sevgilileri görünce bizdeki bu zihniyetin (eşcinsel eğilimlerimiz de olmadığı için) AB'ye uygun olmadığını anladık. nitekim bursa "bir avrupa şehri"ydi. uykumuz geldi, banklara şölelemesine yayılıp uyusak dedik, bu fikir kimsenin hoşuna gitmedi. tophaneye çıkıp bursa'yı seyreyledik. şurası neresi, burdan sizin ev gözükür mü felan gibi saçma sorular sorduk çocuğa. sanki biz istanbul'un bütün taşını toprağını ezbere biliyormuşuz gibi, cevap alamadığımız soruların ardından küçümsedik, hakir gördük. saat kulesini restore edicez diye en üst bölümünü yıkan zihniyete epeyce küfrettik. çok bozduk ağzımızı, sonra hemen yakınındaki türbeye gidip af diledik, özürlerimizi beyan ettik. bursa güzel mekan, zafer plazadaki tatlıcı çok daha güzel bir mekan :) bilhassa geçen seferden tadı damağımda kalmışsa dondurmalı kestane şekerinin, daha bir anlamlı oluyor mevzudaki mekan. diğer arkadaşlara da önerdim onlarda yediler memnun kaldılar. zafer plazanın kapısında oturan kızları ve erkekleri görünce eskiden, eski dediysem tee ilkokuldan bişiler hatırladım. bir oyundu lakin adı hatrımda değil. erkekler ve kızlar karşılıklı sıraya geçiyor sonra birbirlerini birşeye davet ediyorlar. orda kim kimi seviyor anlaşılıyor. ama işte neye davet ettiklerini hatırlayamıyorum bir türlü. o oyunu bir kere oynadım, kimse beni seçmedi en sona kaldım, o halde jübilem olsun bu oyun, gençlerin önünü açayım dedim. benim yerime benden 3 ay küçük zafer oyuna dahil oldu, vasat oyunlar çıkarsa da benden başarılı olduğu kesin. neyse arap şükrü'de bir oturalım efendim bir bişiler içelim ağzım kurudu dediysemde itikatta yeri yok cevabına binaen sadece sokağın etrafındaki kokuları içime çekip şükredenlere katıldım. o kadar. başka bişi olmadı arap şükrüde :) istanbul'da kesseler beni gitmeyeceğim bir filme gittik. uyurum lan ben bu filmde dediysemde kendimi yalanladım epeyce güldüm. bunda yanımda oturan emin'in büyük payı var. o kıkırdadıkça bende neşelendim velhasıl uyku muyku kalmadı bende. daha bir gece evvel yani bursa'ya ilk geldiğimiz gece m.ihsan'ın balkondan 3 kat aşağıya düşürdüğü halde kırılmayan çay bardağının yerini dijital fotoğraf makinam ile tesbit etmeye çalışması ve makinanın zoomunu zorlaması aslında bizi yeterince güldürmüştü. o halde bu sinema gülmeleri can sıkıntısından olabilir miydi? sanmam eğlendik işte resmen. karnımız acıktığında gittiğimiz mekan gerçekten çok güzeldi. hesabı evsahibi olan ödeyeceği için rahat olmamıza rağmen vicdan azabı çekiyorduk. tam o sırada sağolsunlar menüyü yetiştirdiler. gördüğümüz manzara bizi şok etmekle beraber içimizdeki vicdan azabını söktü attı. öyle ki ara sıcaklardan bile seçim yaptık, içli köfte söyledik ortaya salata istedik, kola bitince yenisini istedik felan. fiyatları gayet uygun olan bu lokanta zafer plazanın biraz aşağısında solda kalıyor. bükçe bir yer. adı ziyafetti sanırım. ama tam hatırlamıyorum. garsonlardan da memnun kaldık. fotoğrafımızı bile çekebileceğini söyledi bir tanesi masadaki makinayı görünce. çok sevindik olley dedik. dönüş yaklaştığında otobüsteki yerimizi ayırtıp, gidiş saatine kadar bir handa tavla oynamayı teklif eden arkadaşımızı kırmadık. tavla oynarken vakit geldi hadi sesiyle içimizi bir hüzün kapladı. nisandan sonra tekrar buluşup beraberce balıkesir'e gitmek üzere sözleşip otobüse atladık. dönüş yolunda gelirkende aynı otobüste seyehat ettiğimiz gurbetçi diye tabir edien kızlar vardı. masumca gülümsediler bize, bizde iyi akşamlar çektik sadece. feribotta ikisini kendilerini tavlamaya çalışan bir erkekle güvertede gördüğümüzde ise hiç oralı olmadık. sigaramızı tüketip sıcacık koltuklarımıza ve deliksiz uykumuza döndük. biz çok mutluyduk efendim dönerken de ordayken de. bursa güzel bir şehir, emin çok iyi bir arkadaş. benim için hayatımda -5 yaşındaydık sanırım ve mahallede topraklarla oynuyorduk- hiç bir baskı altında kalmadan tanıdığım ilk kişi olmasından ötürü çok ayrı bir yeri vardır.