« Home | octavio değil activia » | "Bir şeyin resmini yapmak resim yapmak değildir*" » | BUZ geliyor :) » | ebelemeç - sobelemeç 2 » | doğumgünü » | "bu eller sizin mi?" » | kartal feneri yine marizledi :) » | yine eğlence var bize :) » | çay "iç" » | düm tekaa düm tek 2 »

düştü karpuz kapuğu denize

"koşan" şarkıcı o zamanlar bizim için mine değil mirkelamdı. mine koşan'ı tanımayan bünyemiz mirkelam deyince kaldırım, bank tanımaz terden sırılsıklam oluncaya kadar koşardı. teyzemlerle şile civarında bir yerdeydik. çadırları eniştem kurmuştu. bize yakın bir kaç çadır daha vardı. akşam sahilde, kumsalda gençler olurdu, birer ikişer dökülürdü. biz küçükler satranç oynar, tavla atardık. geceleri kumsala gitmenin bizim için anlamlı olmadığı zamanlardı. necip fazılın kendi sesinden kaldırımları dinlediğim gün ibrahim sadri'yi sevmeye başladığım günler yani. şükrü die bi adam vardı. şükrü amca derdi herkes ona. 3-5 yaşlarındaki bi veletin dili dönmediğinden çüklü amca demesi üzerine çay bardağı hesabıyla sattığı çekirdeklere çükçek demeye başlamış ahali. bu hikaye ne kadar doğru bilmiyorum ama yıllardır oralardaymış. çükçek alır, midenizde kurt çıkacak evladım nasihatlerine aldırmadan sabaha kadar yerdik. öğlene kadar uyurduk sonrada. hikayeler anlatılırdı sabaha kadar. azrailden herkesin haberi vardı, cebrailde meşhur bir melekti. diğerleri konusunda bir türlü karar veremezler bana sorarlardı. "bu düdüğü üfüren melek ruhsarmıydı?" sur canım o düdük dediğin şey, meleğin adıda israfil. sonra ne lan bu boş boş oturup bi tek düdük mü çalıyo diye geyik başlardı. hmm demek israf burdan geliyo, boş oturuyo ya kıyamete kadar. hmmm haklısın lan olabilir.. felan da filan... o zamanlar, halk oyunlarımıza felan hip hop değildi. delikanlı olanlar erzurum barı, sarı zeybek felan oynar, hanımkızlar çaydaçıra tarzı şeyler yapardı. diğer çadır komşularımızın yaşıt kızlar ve erkeklerin oynadığı dansa davet oyununu bir türlü oynayamamıştım yine. bu çocuk düdük öttüren meleğin adını bile biliyo dediklerinde karizmatik biri olmuştum. öyle herkesle oyun oynayamazdım. hele bide danyal kızlardan biri dansa davetimi ya reddederse... bütün bunlara rağmen biz o yıllarda 13 yaşındaki kızların "seni benim kadar sevenler, sana benim kadar hasret kalsınlar" dediklerine şahit olmamıştık. çocuktuk biz işte, öyle büyük taklitleri yapıp sigara felanda içmedik. gece vakti kumsala gitmenin ne manaya geldiğini düşünmedik. büyüyecez ve gerekiyorsa biz de gideceğiz nasılsa dedik. o yıl çok fena yanmıştık. teyzem yoğurt sürmüştü sırtımıza. hava kararmaya başlarken serinlediği için üzerimize bir tişört geçirdi. o vaziyette kim yanına gitsek bize mayalanmış hıyar muamelesi yapıyordu. cenaze arabalarında klima yoktu zaten o zamanlar.keyifli geçen son yaz tatilimdi belkide.