« Home | atlas libas aldım bit pazarından... » | gül gübre ister » | bugünkü falım :p » | Şşş sus bak sessiz ol » | bu sene şampiyon görelim sizi... » | [poetikhars] Kuun - sayınsevgili biladerim... » | Başkasının Ölümü » | teşekkürler güzel abimler » | "mayıs" geldi, böyle oldu... » | bir gün bir çılgınlık edip :) »

konağın çöküşü

... nergiz birdenbire sıçradı ve elini göğsüne bastırarak ayağa kalktı. iki eliyle yüzünü kapatarak oturdu tekrar. bu hareketi o kadar şiddetli oldu ki turgut bey ayağa kalktı ve geri çekildi. nergiz'in gözlerinde manasız bir umursamazlık olmasına rağmen halinde öfkeye benzer bir humma vardı. sinirliymiş ve heyecanın doğurabileceği sonuçlardan korkmuş gibi ifadeyle kafasını kaldırıp turgut bey'e baktı. bir şey söyliyecek olduysa da başaramadı. vazgeçti. acaba turgut bey dostluk derecesini sınamak için mi bu telefon numarasını göstermişti? başı bazen yukarı kalkıyor, boynu geriliyor ve kıpırdamadan ayak uçlarına bakıyordu. sonra tekrar sağ eliyle düzelttiği saçlarını yüzünün önüne getiriyor, bir şeyden saklanır gibi sıkılıyor sonra iki eliyle yine arkaya yatırıyordu. koltuğa oturken turgut bey bir sigara daha yakmak istedi. kimbilir daha evvel kaç kere yeltenmişti. fakat her defasında nergiz hanımın ikazından korkup çakmağı boşluğa çakmıştı. - Kalk! dedi nergiz. nergiz'in delirmiş bu adam diye içinden söylendiğine emindi turgut bey. bir kaç kişiyi düşündürecek diye bu numarayı daha fazla saklayacak halim yoktu ya diye kendince savunmalar kurarak ayağa kalktı. çakmağı pantolon cebine koyarak ceketine uzandı. krem rengi atkısını boynuna doladıktan sonra artık nereye gideceklerini bilmez bir halde kısa yada uzun bir yolculuğa hazır görünüyordu. nergiz, turgut bey'den daha hızlı hareket ediyor ve ondan evvel pardesüsüne ve çantasına uzanarak acele ettiğini belli etmeye çalışyordu. turgut bey paltosunu giyindikten sonra itina ile saçlarını şapkasının altına yatırdı. - Gel! dedi nergiz. hızla ayrıldılar salondan. bahçe kapısını kapatırken bir daha konağa baktı turgut bey. avucunu tekrar yüzüne koydu nergiz. ateşini kontrol eder gibi alnına, ensesine ve en son ensesinden tekrar pardesünün cebine. ters yönden esen rüzgarın yaşarttığı gözlerinde manasız bir umursamazlık vardı ama. neydi. ne düşünüyor turgut diye içinden geçirdi. boşver. unuttum. neydi? nereden geldi bu aklına. ona mı sormalı acaba. boşver. zihnimi numaraya kaymaktan koruyacak fakat heyecanımı geçirmeyecek bir şeyler düşünmeliyim. neydi? unuttum. neydi? rakam saymak çok sıkıcı. dur. buldum. hemen yanında yürüyen turgut bey nereye gitmekte olduklarının merakı içerisinde yüzüne baktı nergiz'in. avucunu tekrar alnına koydu nergiz. olanlardan hiç bir şey anlayamamış olmasını buhranlı bir öğleden sonra geçirmesine bağlıyordu. kendi kendine ateşi olduğuna inandırdı. turgut bey'in kolunu tuttu ve acıtmaya çalışarak sıktı: - geliyorsun benimle değil mi? nergiz elini çekti ve turgut bey onun yüzüne bakmadan bir süre geride kaldı. derin bir nefes aldı ve kararlı adımlarla yaklaştı. şimdi turgut bey geciktikleri bir yere yetişme arzusuyla değil, yetişmek zorunda kaldıkları bir yere gecikmemek hevesiyle yürüyor gibiydi. nergiz'in surat ifadesi yumuşamış ve gelmesini ister gibi yüzüne bakmaya başlamıştı. geliyor mu benimle sahiden diyerek rüzgarın savurduğu saçlarını topladı.. nergiz için sonucu meçhul fakat turgut bey için önemsiz olan yere doğru yürürlerken aynı şeyleri düşündüklerini biliyordu ikiside. turgut bey, koltuktan kalktıktan sonra sokağın bu kısmına kadar ki geçen zamanı düşündü. içine temiz bir dağ havası solur gibi iç çekti. bu derin soluk, bu nefis dağbaşı havası, bu hafiflik, bu... - koluna girsem biraz dedi nergiz. nihayet kurtulduğunu hissetti turgut bey. koluna girmesinde bir mani görmedi. ani bir silkinmeyle paltosunun ütüsünü düzeltip kolunu nergiz'in himayesine bıraktı. bu berrak, bu berrak dağ başı aydınlığı, bu ferahlık, bu tazeleniş, bu kurtuluş... acaba ne yapabilirdi? bu işin sonu ne olacaktı? turgut bey kendine ait kararı verdikten sonra, meseleyi nergiz gözüyle dışardan gözlemeye çalıştı. nergiz'in umursamaz bir hummaya tutulmadan önce söyledikleri: "çocukken yakın arkadaş olsakta, arkadaşım hakkında pek bir şey bilmiyordum. bildiğim kadarıyla çekingendi ve orta sınıf bir aileden geliyordu. zeki olduğunu söylememden hoşlandığına eminim. fotoğrafa ilgisi olduğunu biliyorum. turuncu ve krem tonların birlikte olduğu fotoğraflar çekiyordu. tuhaf ve duyarlı mizacıyla oldukça etkileyici cümleler kurarken ben hayranlıkla onu seyrediyordum. hiç birlikte çay içmedik ama. sahiden içmedik. bulmaca gibi, tam olarak bitmesede kaldırıp çöpe atmadım. atamadım değil atmadım. benim fotoğrafımı çekmeyi teklif etmedi hiç, ben de istekli değildim zaten. gençtim, güzeldim de.... öyle değil, kısa bir rüya gibi düşün. sonra arkasından gelen sarsıcı bir uyanış. uyuduğumu anladığım bir andı. gerçekten uyudum ha! şimdi ben ne yapayım. bunu sana sormuyorum. hastalandım sonra ben. her iki yanımdan yapılan iğneler yüzünden bütün gün sızlamaktaydım. bu arada evden her çıkışımda duyduğum korkuyu, kalp çarpmalarını, terlemeleri, arkamdan sarı gözlü beyaz saçlı kel adamların geldiğini hissetmemi nasıl anlatayım sana... bakma öyle, birini incitmeden geçmiş kaç ömür var şurada bana söylesene. neden uyudun nergiz, neden! şu incir çekirdeğini doldurmayacak tatlı dilin nasıl esiri oldun dedim kendime. sekiz gün sekiz gece bekledim. her ezanda bir kez daha tren sesleri duymayı istedim. gitmeyi istedim biliyormusun. gençtim, güzeldim de... sekizinci gecenin sabahıydı. gençtim evet, güzeldim de... kahvaltıdan sonra koridorda biraz yürüdüm. ilk defa yemek yemek istedim onunla. binbir zıt duyguya, en başta hayret ve aşırı korkunun seslerine kapılsam da yinede arkadaşımın hassas sinirini etkileyecek bir laf etmekten çekindim. tren istasyonuna gittim. istasyona karşı durdum. onun bu sesleri işittiğinden emin değildim. işitmiyordu. " burada birden tekrar durdu turgut bey. nergiz sendeledi. uzaklardan gelen bir ses dinliyordu turgut bey. pantalonun cebinden çakmağı çıkardı. kısa bir süre sigarasını aradıktan sonra ilk nefes dumanı üflerken konuşmaya başladı. artık yürümüyorlar, nereye götürdüğünü bilmedikleri bu yolun ortasında birbirlerine olacaklardan pişman olmayacak kadar kararlı bir şekilde bakıyorlardı. bu ikinci ve son derece sıra dışı tesadüften artık memnun olmadığını anlatırken turgut bey, bu numarayı nasıl hala ezberinde tuttuğundan, bu numaranın artık kullanılmadığına kadar bir çok şeyden anlaşılır bir şekilde bahsetti. çenesi çok rahat bir şekilde açılıp kapanıyor, kendinden emin bir ses tonuyla konuşuyordu. başını hafif öne eğerek elini uzattı. tereddütsüz tokalaştılar. nergiz bir daha elini alnına götürdü, sonra ensesine. turgut bey hemen oradan ayrılıp yolun karşısındaki durağa yönelmek arzusundaydı. tam suratını durağa dönmüştü ki gözleri karşıdaki levhaya takıldı. duraktaki reklam alanına görevliler bir afiş asıyorlardı. bir portakal reklamı afişi. bu mevsimde ne portakalı artık, kaldırmalılar bu afişi diyerek hızla durağa ilerledi. atkısını boynuna dolayarak şiddetini artıran rüzgardan korunmak maksadıyla reklam alanına yaklaştı. her dakika biraz daha sokuluyor olsada portakal reklamına az sonra otobüs gelecek ve nasılsa ağır ağır buradan uzaklaşacaktı. boynundaki atkıyı çözüp rahatladı. ...