« Home | inanıyorum, ben robocop'um :) » | insan insana inanmalıdır... » | müjde efendim » | yok daa neler » | çok önemli bi not » | düştü karpuz kapuğu denize » | octavio değil activia » | "Bir şeyin resmini yapmak resim yapmak değildir*" » | BUZ geliyor :) » | ebelemeç - sobelemeç 2 »

sırma bıyıklarımı, sürsem nerelerine :)

dürüstlüğün erdem sayılması, otomobillerin direksiyonunun ekstraya girmesi gibidir. neyi bildiğimizle değil ne kadarını kanıtlayabildiğimizle ilgilenen bir dünyada yaşıyorsak, içimizden birileri şerefsiz demektir. bildiğiniz bir şeyi söylediğinizde, sadece bildiğinizi beyan etmeniz yetmiyorsa eğer, o ortamda bir ahlaksız yalancı var demektir. ve bu kişi çok büyük ihtimalle sizsinizdir. kanıtlama eylemi, insanlık onuruna vurulmuş en büyük darbelerden birisidir. beni sarsan en büyük roman dostoyevski - ezilenler'dir. "üzerime atılan bir iftira sonrasında kendimi savunacak kadar soysuzlaşmadım" bir ufak alıntı... biraz düşünün, çok adi bir durum. cidden.

yukarıdaki yazıyı yayımladıktan sonra artan sorular üzerine yapılan açıklamadır: bu yazı kimseyi hedef almayan bilakis çok masumane bir şekilde izlediğim bir tv programı sonrasında esinlenerek çalakalem yazılmış bir kaç cümleden ibarettir. hiçbir kurum ve kuruluşla organik yada inorganik bir bağı yoktur. ima etmek, söyleyecek sözleri olmayanların yada söyleyeceklerinin arkasında durmayacakların başvuracağı bir eylemdir. kızım sana söylüyorum, sende boş durmaz lafı nasılsa geline taşırsın mantığı ile hareket etmek ise hastalıklı bir bünyenin başvuracağı yöntemdir. bahar gelmiş, sarı laleler alalım birbirimize. hasta olanlara kolonya ve meyve suyu kafidir. (00:25)