Pazartesi, Eylül 25

leyla'yı bulak la gardaş

tatile çıktım bi süre, ortalığı süpürüp temizleyecek arkadaşlar. ben bir süre burada olacağım. limonu kokteylimin kenarına takmaycam, direk içine atacam. görüşmek üzere...

Pazar, Eylül 24

mübarek 11 aylar bitti, hayırlı olsun abi.

Çarşamba, Eylül 20

sakın taklit etmeye kalkmayın :)

Pazartesi, Eylül 18

göürşelim yine

biraz tatil.

Çarşamba, Eylül 13

Luzia

şimdi gitar olsaydım, size en çok el chorruelo'yu çalmak isterdim.

Salı, Eylül 12

olacak canım

hadi şimdi bir şey yapayım ve o süper olsun dediğinde olmuyor. ama hiç olmadık zamanda bir şey yapıyorsun, sonra bi bakıyosun. olmuş mu abi? olmuş canım. fena top oynamazdım. şimdi kilolar artınca koşamaz oldum. fena top oynamadığım zamanlar takım seçmelerinde topa vuramazdım. gazozuna, baklavasına maçlarda üç-beş faydalı iş yapan ben, hoca hadi bakalım seni görelim dediğinde ortada dolaşan yuvarlak şeyi ilk kez görmüş gibi ürkerdim. kaldı ki, kötü oynadığımı hissettiğim zamanlarda bile olmuş mu abi? olmuş canım. oraya buraya bir şeyler çizerken gayrete getiriyorlar. biraz daha yüklen iyi işler çıkacak diyorlar. bu resim bende kalsa olur mu diyorlar, yok ben sana başka çiziyim bu iyi değil dediğim zaman cin ali'den öteye gidemiyorum. bu sıkıntıyla, herkes gittikten sonra olmuş mu abi? olmuş canım. hadi bir iki afilli kelam edeyim, karşımdakinin aklını alayım dediğimde cümle kuramıyorum. birisi duysun diye yüksek sesle konuştuğumda ne diyeceğimi unutuyorum. sen akıcı konuşuyorsun, git hallet bu işi dedikleri vakit bahane bulmak için kıçımı yırtıyorum. bahane bulayım ve gitmeyeyim. gitmeyeyim ve bu güveni harcamayayım. kasınca egzotik yerine erotik diye dökülüyor ağzımdan cümleler ve ben sadece hakkını vererek utanabiliyorum öyle zamanlarda. bahtsızlık diye niteleyenlere, hayır ben biliyorum kendimi diyorum. bu şekilde ve bu amaçla gittiğim her yer, konuştuğum her kişi pişman oluyor. ama geyik yaparken olmuş mu abi? olmuş canım. bu yazdığın iyi olmuş derse birisi, hakketten fena olmamış diyebiliyorum. şaşırıyorum sonra, keşke biraz daha kassaydım diyorum. ama biliyorum kasınca olmuyor, rüzgara bırakmayınca yaprağı güzel savrulmuyor. olmuş mu abi? olacak canım. sabah ezanını dinlemek herşeye rağmen huzur veriyor abi!

yorgun ellerinden dökülürdü nağmeler

Adres, numara 248, Kordon... Naim Palas... İkinci kat... Cumbada oturuyor Mustafa Kemal. Sevmez fazla yemeği. Leblebi var yine önünde... Garson titriyor. Çünkü çocuk, Rum. Sesleniyor Gazi, şefkatli bir ses tonuyla... "Vre Dimitri" diyor, "gel bakayım." Çocuk, "buyur pasam" diyor, ş'lere dili dönmeyen, kırık dökük Türkçesi'yle. "Sizin Kosti" diyor... İşgal sırasında İzmir'e gelen Yunan Kralı Konstantin'i kastederek... Sizin Kosti, geldi mi buraya? Geldi pasam... Oturdu mu bu masaya? Oturdu pasam. Güneş batarken rakı içti mi? İçmedi pasam. E o zaman sormadın mı çocuk, ne halt etmeye almış İzmir'i?

o senin neyin olur derlerse ne diyeceksin?

elif kurtul bu deliden anacım...

Bütünün sırrı bilinmeden parçalar tam ve doğru bilinebilir mi? 3

birinci bölüm ikinci bölüm

III.

/ üçüncü gün /

...

Çok garip! Olayın üzerinden daha iki gün geçmesine ve bu zamana kadar sadece kendimi sorgulamama rağmen şimdi o’nu sorgulamaya başladım.? Bana karşı duruşu nasıl? Ben yalnız mıyım? Yoksa bendeki diğer ruh varlığın kendisi mi? Bana yardım eder mi?

Sanatçılara, eserlerine ilişkin doğru yahut yalnış yönünde nitelendirme yapamazsın. Ressamın kapısız penceresiz evleri, heykeltraşın elbisesiz kompozisyonları tartışılmaz. Sanatçı zaten var olanı başka bir bakışla anlatan değil midir? Peki, o'nun da bir sanatkar olduğu su götürmez gerçekken bana anlatmaya çalıştığı hakikatler nerde gizli? Bu soruları sorarken aslında kendi kendimi tanıyor olduğumu çok sonraları farkettim. Bu anlar seyrekleşti sonra. Gayret ediyordum, aramızdaki uzaklık artıyordu, çok yakınımda olduğunu bilmeme rağmen. Artık bilincimde kendi ben'im değil, başka geniş ve herşeyle birleşmiş bir başka ben vardı. Bütün kargalar siyah değildi elbette. Ansızın birçok şeyi kavradım. Tahmin edemezsiniz ne büyük şaşkınlıkla ne kadar memnundum. Oysa yolumun hala bitmemiş olmasına hayret ediyordum. Hiçbir makyaj ve tuvalet sevgiliye aramızdaki bu mesafe kadar tılsım katamazdı herhalde. Kendi kendimle hesaplaşırken, bir dansözle hesaplaşmanın ve intikam almanın bayağılığını kavradım.

Gece hiç öksürmemişim gibi rahat uyandım bu sabah hasta yatağımdan. Dün akşam eve döndüğümde bunca yorgunluğa bünyem dayanamamış olacak ki bu kadar rahat bir uyku çekmişim. Fakat bu ümitli bir tablo karşısında hastalığıma aldırmamalıyım. Ben hasta yatarken, uyurken, varken ve yokken yerime bakan ve bana benden iyi sahip çıkabilen vekilimin, bir dansözün hakettiği sevinçten kedere, kederden buhranlı gecelere doğru geçireceği ınklabların safhalarını dikkatle takip ve idare edeceğinden artık kimin şüphesi olabilir ki?

Bundan böyle hayallerimi ve iç dünyamı kuşatan karanlık hava halelerini boyayacak kadar büyük ve güven dolu renk yığınlarım var. Karşımdaki karanlık denizin üzerini bir şimşek aydınlğı ile boyayıp bırakmak istiyorum. Böylece dansözlerin ışıklı spotlarının pek sönük kaldığına aynen şahit olmamak ne mümkün.

Madem beni koruyup kollayan bir ruh var içimde ve ben bunu yeni farkettim öyleyse mutlak bir pransipte buluşmuş olmalıydık. Dünkü kabiliyetimle bugünü kıyasladığımda, araba gürültüleri ve yan bahçedeki varlığından bi haber gençliğin haykırışları kadar çirkin buldum o halimi. Varlığımı, bendeki ruhu keşfetmiş olmam, gururumdaki yorgunluğu, kopan ayakkabı bağındaki rahatlığı, inkar konforunun cazibesini gelip geçici bir köprü olarak görmeme sebep oldu. Artık aldığım her nefes çam ve deniz kokan taze ve tertemiz bir sabah havası genzimden göğsüme açılan büyük bir boşluğu dolduruyormuş gibi ferahlık veriyor.

Bütün bu serüvenimde yanımda yer alan, farkındalığıma yardımcı olan, mihmandarıma yani, yani ressam beyefendiye minnet borçluyum.

-ben şimdi bahçeye iniyorum.sizi orada beklerim!

son...

Perşembe, Eylül 7

aziz yıldırım'ın fenerbacesi neden avrupada sıfır çekti, dan dan dan.. Ali Şen açıklıyo :p

Salı, Eylül 5

Hoşgeldin Ali Serdar

sevgili Ramazan'ın cumartesi sabah bir oğlu oldu, hepimiz mutlu mesut olduk. yengemizi ve sevgili ramazan'ı tebrik ediyorum. milletine, devletine, dinine bağlı bir evlat olarak yetişmesini temenni ediyorum. felan filan çok mutlu olduk yau :) ismiyle büyüsün derler ya yeni doğanlar için, o vesile ile bir hüseyni nefes ve ardından bir de saba nefes armağan etmek istiyorum. babası ninni yerine okuyordur mutlaka, biz de burdan dinlemiş olalım. Ahmet Özhan

bak vechi yare ya Hayy gelmiş kemale ya Hayy baki vülayezaldir ermez visale ya Hayy
diye başlıyor. ve bir ara taksimden sonra
aynayı tuttum yüzüme Ali göründü gözüme nazar kıldım ben özüme Ali göründü gözüme
diyerek bağlıyor ve bitiriyor. hayır dua niyetine...

darılmak yok sevgilim, bu bizim hikayemiz!

ülkenin önde gelen tv ve gazetelerini takip ediyorsanız ve bu ülkenin vatandaşı olmadığınız halde cennet vatanın bir köşesinde kısa süreliğine ikamet ediyorsanız edindiğiniz izlenim sanırım yakın bir geçmişte buralarda darbe olduğu yönünde olacaktır. büyük tv kanallarının haber bültenlerinde her gece halkın lübnan'a asker gönderilmesine isyanını seyrediyoruz. dün gece kanaltürk'te yayımlanan politika durağı isimli programda cüneyt arcayürek ile tuncay özkan daha evvel hiç bir başbakana nasip olmayan bir şekilde muhalif konuşmalar yapıyorlardı. beyinsiz bir turist kardeşimiz izlese bu programı, hitlerin, bu kadar zulmü yaptığında bile arkasında halk desteği vardı, tayyip'in arkasında bu da yok... hani bu topraklarda demokrasi vardı, bu bıyıklı adam kral mı? diye düşünebilir açıkcası. örnekleri çoğaltmak mümkün. bugün hürriyet gazetesindeki bir haber "başbakana bu ülkeyi bırakmayacağız" ibaresiyle süslenmiş. dahası bir başka haberin altına düşülen yorumlarda bu ülkenin vatandaşları başbakana istikal marşı'nı hatırlatma gereği duymuş sonra da hakarete varacak cümleler kurmaktan çekinmemiş. tamam, adımız şimdi tayyip'çiye çıkacak elbette. bunda kuşkum yok. ama açıkcası üzülüyorum. sen o kadar oy topla gel ama bi türlü yaranama halka. yahu kardeşim bu ülke 2001 krizi diye bir şey yaşadı, 94 yılında nisan paketi diye bir bombayı avuçladı bu eller diye hatırlatmalı mıyım bilmiyorum. bunları hatırlatmaya kalkarsan üzerime yapışacak "tayyipçi" yaftasından kurtulabilir miyim, bunu da bilmiyorum. yakın bir örnek olsun diye hatırlatmaya çalışalım, başbakanlığın önündeki yazarkasa eyleminde bile bu ülkeyi sana bırakmayacağız diye bir nida duymadık. anayasa kitapçıkları havalarda uçuşurken, borsa yerle yeksan olurken tv ve gazete haberlerinde başımızın bakanını vatan hainliği ile suçlamadık. o kadar seviyorduk yani başbakanımızı! yaşım müsait değil, bilgisi olan yardımcı olsun. babalarımız yağ ve petrol kuyruğunda beklerken -ilginçtir, aynı insanlar o zaman da başımıza bakıyordu- istiklal marşı'nı hatırlatıyor muydu ankara'ya? ya da şimdi, daha bir hafta öncesinde tekrar yaşadığımız rahşan affı diye anılan aftan faydalanarak mapus damından kurtulan bir eşkiyanın diş doktoru bir hanımefendiyi önce tecavüz edip sonrada öldürmesine "nedir bu rahşandan çektiğimiz yeter!" diye mi karşılık verdik. doğuda şehit edilen askerlerimizin - ki yakın bir zamanda semtimizin evladı, arkadaşımızın dostu kardeşimiz er sinan gümüştaş'ı kaybetmişizdir. Allah rahmet eylesin"- sorumlusu olarak başbakanı gören yurttaşlarımız, tetiği çekenlerin yukarıda bahsedilen afla tekrar dağlara, şehirlere, kırlara çıkanlar olduğunu hatırladığında aynı tepkiyi diğer devlet büyüklerimize de veriyorlar mı? aslında benim soracağım asıl soru şu: ey tayyipçiler, neredesiniz? tamam anladık, belli bir oy ile meclise girip, yüz kızartıcı bir suçla itham edilip yüce divan'da yargılanan milletvekillerinin taraftarları meydanlardaydı ve onları savundular sonuna kadar. tamam anladık, beyaz güvercin masalıyla yıllarca babalarımızı uyutan sayın ecevit'in taraftarları her zaman meydanlardaydı ve savundular kara oğlanlarını. krizde olsa, terörde olsa tv'lerin mikrofonlarından güveniyoruz size yaklaşımıyla mesajlarını verdiler. halka mikrofon uzatıldığında bu kadar yoğun bir tepkiyle karşılaşmadı yakın tarihimizdeki devlet adamları. hatta devlet hazinesini dolandırmaktan yargılanmış ve suçu sabit görülerek ceza kesilmiş sayın erbakan bile bu denli siyasi soykırıma maruz bırakılmadı, çünkü ona sahip çıkanlar vardı. peki ey tayyipçiler, siz neredesiniz? anlıyoruz ki: her uzatılan mikrofondan aynı sesler yükseliyorsa, sokaklarda değilsiniz. her şehit cenazesinde hükümete yüklenen mesajlar veriliyorsa, demek cenazelere katılmıyorsunuz ve askerde şehit olan evladınız da yok. danıştay üyesi sayın rahmetli mustafa yücel özbilgin'in cenazesinde daha evvel rastlamadığımız bir şekilde -hatta Türk bayrakları kullanılarak- protesto ediliyorsanız ve neredeyse kovulduysanız cenazeden, demek danıştayda da yoksunuz. 18 temmuz'da beşiktaş spor klubünün kaptanlarından tayfur havutçu'nun jübilesinde oy verdiğiniz hükümetin üyeleri ve aynı partinin belediye başkanlarının tebrik telgraflarına yuh çekiliyorsa, bilin ki tribünlerde de yoksunuz. dahası spor ile ilgili hiç bir yerde yoksunuz. nerede varsınız peki? medyayı ve günceli takip eden birisi olarak sormak hakkım değil mi? görsel ve yazılı medya bu kadar hakim bir şekilde hükümeti sıkıştırırken sizden ses çıkmadığına göre medya da yoksunuz diyeceğim ama dilim varmıyor. evet, medyada daha evvel hiç elde edemediğiniz bir gücünüz var. hükümeti destekleyeceğim diye saçma sapan haberler yapan gazetelerinizin yazarları her gün bir tv kanalında ahkam kesiyor. gazete sayfalarını başımız açık ve laikiz buna rağmen partimizden bir baskı hissetmiyoruz diyen danışmanlarınızla dolduruyor.TMSF diye adlandırılan ve gün geçtikçe ülkemizin en büyük şirketi olmaya doğru giden kurumun başında bu hükümetin atadığı saygıdeğer bir başkan var. bu kurumun elinde olan bir çok medya kuruluşunda yine aynı zihniyette saygıdeğer çalışanlar var. hatta uzan grubundan alınıp özelleştirilen gazetenin danışmanlığını uzun yıllar hükümeti alenen desteklediği söylenen malum gazetede yazarlık yapmış saygıdeğer bir yazanız var. var var var. azımsanmayacak kadar büyük bir oyla iktidara gelen bu hükümete sokaktan hiç destek yoksa, her akşam haberlerde "bu ülkeyi başbakana bırakmayacağız" repliklerini duyuyorsak, sayın özbilgin'nin cenazesinde bir hanımefendi elindeki gazeteyle hükümetin saygıdeğer bir bakanına sopa atıyorsa, korkarım ya sayın tayyip erdoğan'ın ve arkadaşlarının bu ülkede artık bir karşılığı yok ya da daha çok korkarım oy pusulasında "tek başına iş başına" sloganından etkilenip ampulun altına mühür vuranlar bu ülkede yok. dubai'de yahut capris otelin kral dairesinde alkolsüz kokteyllerini yudumluyorlardır. ve biz bu insanları arıyoruz. bugün feryat edercesine şikayet ettiğimiz bu devlet yetkilisi insanları bizim başımıza saran kitleyi bulan olursa insanlık namına sokağa salsın, tabi eğer hala verdikleri oya sahip çıkacaklarsa. hem bu turist kardeşlerimizin halkın karşısında olan bir kral tarafından yönetildiğimizi düşünmeleri hepimizin üzerine vebaldir. hem de, yazıktır tayyip beye, gözleri oyveren kitlesini arıyordur :)

Pazartesi, Eylül 4

Görüyor musun beni ay dedenin üzerine oturup?

"Endişe etmeyin, gösteriş meraklısı Türkler çok konuşurlar ama hiç bir şey yapmazlar." Hicaz Emiri Şerif Hüseyin'nin oğlu 'Kral Abdullah'

Cuma, Eylül 1

hmmm

olmalı mı olmamalı mı?