« Home | Görüyor musun beni ay dedenin üzerine oturup? » | hmmm » | bunu hep yapıyor! » | seni görmem lazım! » | müzik pleyir » | Bütünün sırrı bilinmeden parçalar tam ve doğru bil... » | Son Ali » | bir beyaz kağıda ne yapılabilir? » | Dinazorların nesli neden tükendi... » | şiir, biraz şiir »

darılmak yok sevgilim, bu bizim hikayemiz!

ülkenin önde gelen tv ve gazetelerini takip ediyorsanız ve bu ülkenin vatandaşı olmadığınız halde cennet vatanın bir köşesinde kısa süreliğine ikamet ediyorsanız edindiğiniz izlenim sanırım yakın bir geçmişte buralarda darbe olduğu yönünde olacaktır. büyük tv kanallarının haber bültenlerinde her gece halkın lübnan'a asker gönderilmesine isyanını seyrediyoruz. dün gece kanaltürk'te yayımlanan politika durağı isimli programda cüneyt arcayürek ile tuncay özkan daha evvel hiç bir başbakana nasip olmayan bir şekilde muhalif konuşmalar yapıyorlardı. beyinsiz bir turist kardeşimiz izlese bu programı, hitlerin, bu kadar zulmü yaptığında bile arkasında halk desteği vardı, tayyip'in arkasında bu da yok... hani bu topraklarda demokrasi vardı, bu bıyıklı adam kral mı? diye düşünebilir açıkcası. örnekleri çoğaltmak mümkün. bugün hürriyet gazetesindeki bir haber "başbakana bu ülkeyi bırakmayacağız" ibaresiyle süslenmiş. dahası bir başka haberin altına düşülen yorumlarda bu ülkenin vatandaşları başbakana istikal marşı'nı hatırlatma gereği duymuş sonra da hakarete varacak cümleler kurmaktan çekinmemiş. tamam, adımız şimdi tayyip'çiye çıkacak elbette. bunda kuşkum yok. ama açıkcası üzülüyorum. sen o kadar oy topla gel ama bi türlü yaranama halka. yahu kardeşim bu ülke 2001 krizi diye bir şey yaşadı, 94 yılında nisan paketi diye bir bombayı avuçladı bu eller diye hatırlatmalı mıyım bilmiyorum. bunları hatırlatmaya kalkarsan üzerime yapışacak "tayyipçi" yaftasından kurtulabilir miyim, bunu da bilmiyorum. yakın bir örnek olsun diye hatırlatmaya çalışalım, başbakanlığın önündeki yazarkasa eyleminde bile bu ülkeyi sana bırakmayacağız diye bir nida duymadık. anayasa kitapçıkları havalarda uçuşurken, borsa yerle yeksan olurken tv ve gazete haberlerinde başımızın bakanını vatan hainliği ile suçlamadık. o kadar seviyorduk yani başbakanımızı! yaşım müsait değil, bilgisi olan yardımcı olsun. babalarımız yağ ve petrol kuyruğunda beklerken -ilginçtir, aynı insanlar o zaman da başımıza bakıyordu- istiklal marşı'nı hatırlatıyor muydu ankara'ya? ya da şimdi, daha bir hafta öncesinde tekrar yaşadığımız rahşan affı diye anılan aftan faydalanarak mapus damından kurtulan bir eşkiyanın diş doktoru bir hanımefendiyi önce tecavüz edip sonrada öldürmesine "nedir bu rahşandan çektiğimiz yeter!" diye mi karşılık verdik. doğuda şehit edilen askerlerimizin - ki yakın bir zamanda semtimizin evladı, arkadaşımızın dostu kardeşimiz er sinan gümüştaş'ı kaybetmişizdir. Allah rahmet eylesin"- sorumlusu olarak başbakanı gören yurttaşlarımız, tetiği çekenlerin yukarıda bahsedilen afla tekrar dağlara, şehirlere, kırlara çıkanlar olduğunu hatırladığında aynı tepkiyi diğer devlet büyüklerimize de veriyorlar mı? aslında benim soracağım asıl soru şu: ey tayyipçiler, neredesiniz? tamam anladık, belli bir oy ile meclise girip, yüz kızartıcı bir suçla itham edilip yüce divan'da yargılanan milletvekillerinin taraftarları meydanlardaydı ve onları savundular sonuna kadar. tamam anladık, beyaz güvercin masalıyla yıllarca babalarımızı uyutan sayın ecevit'in taraftarları her zaman meydanlardaydı ve savundular kara oğlanlarını. krizde olsa, terörde olsa tv'lerin mikrofonlarından güveniyoruz size yaklaşımıyla mesajlarını verdiler. halka mikrofon uzatıldığında bu kadar yoğun bir tepkiyle karşılaşmadı yakın tarihimizdeki devlet adamları. hatta devlet hazinesini dolandırmaktan yargılanmış ve suçu sabit görülerek ceza kesilmiş sayın erbakan bile bu denli siyasi soykırıma maruz bırakılmadı, çünkü ona sahip çıkanlar vardı. peki ey tayyipçiler, siz neredesiniz? anlıyoruz ki: her uzatılan mikrofondan aynı sesler yükseliyorsa, sokaklarda değilsiniz. her şehit cenazesinde hükümete yüklenen mesajlar veriliyorsa, demek cenazelere katılmıyorsunuz ve askerde şehit olan evladınız da yok. danıştay üyesi sayın rahmetli mustafa yücel özbilgin'in cenazesinde daha evvel rastlamadığımız bir şekilde -hatta Türk bayrakları kullanılarak- protesto ediliyorsanız ve neredeyse kovulduysanız cenazeden, demek danıştayda da yoksunuz. 18 temmuz'da beşiktaş spor klubünün kaptanlarından tayfur havutçu'nun jübilesinde oy verdiğiniz hükümetin üyeleri ve aynı partinin belediye başkanlarının tebrik telgraflarına yuh çekiliyorsa, bilin ki tribünlerde de yoksunuz. dahası spor ile ilgili hiç bir yerde yoksunuz. nerede varsınız peki? medyayı ve günceli takip eden birisi olarak sormak hakkım değil mi? görsel ve yazılı medya bu kadar hakim bir şekilde hükümeti sıkıştırırken sizden ses çıkmadığına göre medya da yoksunuz diyeceğim ama dilim varmıyor. evet, medyada daha evvel hiç elde edemediğiniz bir gücünüz var. hükümeti destekleyeceğim diye saçma sapan haberler yapan gazetelerinizin yazarları her gün bir tv kanalında ahkam kesiyor. gazete sayfalarını başımız açık ve laikiz buna rağmen partimizden bir baskı hissetmiyoruz diyen danışmanlarınızla dolduruyor.TMSF diye adlandırılan ve gün geçtikçe ülkemizin en büyük şirketi olmaya doğru giden kurumun başında bu hükümetin atadığı saygıdeğer bir başkan var. bu kurumun elinde olan bir çok medya kuruluşunda yine aynı zihniyette saygıdeğer çalışanlar var. hatta uzan grubundan alınıp özelleştirilen gazetenin danışmanlığını uzun yıllar hükümeti alenen desteklediği söylenen malum gazetede yazarlık yapmış saygıdeğer bir yazanız var. var var var. azımsanmayacak kadar büyük bir oyla iktidara gelen bu hükümete sokaktan hiç destek yoksa, her akşam haberlerde "bu ülkeyi başbakana bırakmayacağız" repliklerini duyuyorsak, sayın özbilgin'nin cenazesinde bir hanımefendi elindeki gazeteyle hükümetin saygıdeğer bir bakanına sopa atıyorsa, korkarım ya sayın tayyip erdoğan'ın ve arkadaşlarının bu ülkede artık bir karşılığı yok ya da daha çok korkarım oy pusulasında "tek başına iş başına" sloganından etkilenip ampulun altına mühür vuranlar bu ülkede yok. dubai'de yahut capris otelin kral dairesinde alkolsüz kokteyllerini yudumluyorlardır. ve biz bu insanları arıyoruz. bugün feryat edercesine şikayet ettiğimiz bu devlet yetkilisi insanları bizim başımıza saran kitleyi bulan olursa insanlık namına sokağa salsın, tabi eğer hala verdikleri oya sahip çıkacaklarsa. hem bu turist kardeşlerimizin halkın karşısında olan bir kral tarafından yönetildiğimizi düşünmeleri hepimizin üzerine vebaldir. hem de, yazıktır tayyip beye, gözleri oyveren kitlesini arıyordur :)