« Home | magazinciler iftara dadanmış gardaş. » | ramazan geldi » | bi med bi cezir yazsak mı m... » | leyla'yı bulak la gardaş » | mübarek 11 aylar bitti, hayırlı olsun abi. » | sakın taklit etmeye kalkmayın :) » | göürşelim yine » | Luzia » | olacak canım » | yorgun ellerinden dökülürdü nağmeler »

Bir Hıncal Uluçvari yazı yazma denemesi: Mardin

Önce Mardin kent merkezi içindeki önemli noktaları, evleri, medreseleri, kiliseleri, daha sonra ilçeleri Deyrulzafaran Manastırı başta olmak üzere Dara, Midyat ve Hasankeyf’i içine alan geniş bir alanı gezlmeli. Dünya Süryaniliğinin merkezi olan Deyrulzafaran, su sarnıçları ile Dara ve yine dünyadaki yaşayan arkeolojik birkaç şehirden biri olan Hasankeyf'i de kattığınızda Mardin gezmeye doyulmaz bir şehir olarak karşınıza çıkar.

Ben dedim, gidiyorum. Hayrola dediler. Dedim Mardin, bir başka şehir olsa gerek. Bunu duyunca itiraz ettiler. Uzunca bir Mardin seyehatinden bahsetti arkadaşlar sonra. Şehir hakkında o zamana kadar bildiğim tek şey “ Mardin kapı şen olur” türküsü. Sonraları öğreniyorum ki bu türkü de Diyarbakır türküsü. Yola çıkmadan 2 gün evvel oralara gidip gelen bir arkadaşıma danışıyorum , nedir, nerelere gidilir, şehir güzel mi? Öyle bir anlatışı var ki. Ya çiğ çiğ yiyecekler bizi yada betona gömecekler diye düşünmeden edemiyorsun. Mardin, Güneydoğu Anadolu’da Suriye sınırı. Aşiretler diyarı, ve medenileşememiş insanlar otağı. Çok korkuyorum , bir daha düşünüyorum gidip gitmemeyi. Yıllık iznimi bu şehirde geçirme fikrini bir kez daha gözden geçiriyorum yani.

Taşın insan yaşamındaki yerini, insan emeğinin taşı nasıl şekillendirdiğini görmek için dinlerin, mezheplerin harman olduğu Mardine gitmeli. İklimi sert karasal iklimdir. Yazlar oldukça kurak ve sıcak, kışlar soğuk ve kar yağışlıdır. Bu sebeple tercihiniz, yaz sezonunda Mardin güzelliklerini yaşamak olsun.

Gitmek isteyenler için Martur ve Marsoy önerebileceğim otobüs firmalarıdır. Ben yer bulamadığım için başka bir firma ile gittim. Uzun yolculuğu sevenler için çok keyifli geçeceğine inandığım ve benim için unutulmazlar arasına giren 20 saatlik seyahat keyifli başlıyor.. İlk mola Düzce’de Tersan tesislerinde. Sonra Ankara Terminale giriyoruz. Beş – on dk yolcu beklerken sigara dumanın. Halkalar çıkarmaya gayret edip, merakla ineceğimiz şehri hayalliyoruz. Ankara’dan sonra diğer mola ŞerefliKoçhisar’da. Burası Ankara’nın çıkışı ama o kadar uzun sürüyor ki Mardin’e geldik sanıyoruz. Son durak Urfa Birecik. Ankara Urfa arasında sanırım 8 saat ve mola yok. Biz uyuyoruz zatenbu yol boyunca. Mardin’e girişi ise Kızıltepe ilçesinden yapıyoruz.

Mezopotamya’da sarı taşların egemen rengiyle, güneşin yansıttığı tonların buğday başaklarındaki zengin coşkusuyla gülümser Kızıltepe...

İlçenin en eski adının Dunaysır olduğu geçiyor kayıtlarda. Daha sonra Koçhisar adını almış. Artukoğulları döneminde gelişme gösteren kasaba, Diyarbakır-Musul ve Urfa-Musul yolu üzerinde önemli bir ticaret merkeziymiş. Cumhuriyet sonrasında 1931'de Kızıltepe adıyla ilçe merkezi olmuş. 2000 yılı Genel Nüfus Sayımına göre ilçenin kesin nüfusu 121.302. Kasaba belediyeleri ve köylerin nüfusu 75.819. Mevcut nüfusun %62’si şehir merkezinde geriye kalan %38'i kırsal kesimde yaşamakta ve ilçede yoğu bir şekilde tahıl üretilmekte, bostan yetiştirilmekte ve küçük ve büyük bas hayvancılık yapılmaktadır.

Mardin, mimarisi, sosyal yaşamı, kültürel dokusu ve şehrin kendisi ile gerçekten her göreni büyüleyen bir şehirdir. Mardin yalnız şehir merkezi ile değil, çevresi ile de kültürel bir gezi için ideal bir yerdir.

Mardin’e epeyce rampa ve uzunca bir yoldan çıkarken Kızıltepe arkamızda kalıyor. Rampanın sonunda sağa dönüyor otobüs. Muavin Mardin kalmasın diyince bir heyacan bizde ki, anlatılmaz. İşte karşıdan gelen minübüs gibi fotoğrafın çekildiği yere doğru başlıyoruz Mardin’i görmeye. Bu bölgenin adı Yenişehir. Zamanla, dağın tepesinde kurulan Mardin, nufusu taşıyamaz hale gelmiş ve halk ovaya inmiş. Mardin merkezin aksine son derece modern ve yeni binalar ile kurulmuş olan Yenişehir tarihle , taş evlerle kucaklamadan evvel son durak. Yenişehir, adı üzerinde hemen hemen 10 yıllık bir geçmişe sahip. İl’in sosyetelerinin oturduğu da söylenebilir. Daha çok memurların, başka illerden, ilçelerden göç edenlerin oturduğu bir semt burası. Sinema’da dahil olmak üzere bir çok “şehir” argumanını burada bulmak mümkün. Çok meşhur ve büyük bir tatlıcı var hatta. Burada künefe yemeden Mardin’den ayrılmak yapılacak en yanlış iştir diyenler de var. Biz kadayıf tercih ettik.

Yenişehir ile Mardin arası minibüsle 5 dk bile değildir. Bir kaç virajli bir yokuştan sonra eski taş evlere, sağlı sollu çarşı pazara, meşhur kalaycılar çarşısına, müzeye ve en önemlisi müze önündeki çay bahçesine ulaşıyorsunuz. Neden en önemlisi müze önündeki çay bahçesi ? Mardin demek sadece tarihi dokusu, 8 farklı toplumun bir arada yaşaması, şehir merkezlerinin ovalarda değilde hep dağın zirvelerinde kurulması demek değildir. Mardin demek halkın sıcaklığı, yardımseverliği, huzuru ve güveni demektir.

Gittiğimiz günden vedalaştığımız güne kadar belkide hayatımın en güvenli haftasını geçirdim diyebilirim. Kaldığım 8 gece boyunca, her defasında farklı bir şeye şahit oldum, şaşırdım . Gece 12’de çıktığımız sinemadan hiç tanımadığımız bir yer olmasına rağmen çok rahat biçimde kaldığımız yere döndük. İlk geceden bunu denemek istememizin nedeni elbette gelmeden önce bizle görüşlerini paylaşan arkadaşların dürüstlüğünü sınamak değildi. Yine aynı saatlerde diğer günler çay bahçesinden, Celal abimizin yanından dönerken bir minübüs, çalışmıyor olmasına rağmen bizi kaldığımız yerin kapısına kadar bırakması ve bir tek kuruş para almaması sanırım demek istediklerimi anlatmakta yardımcı olur. Alış-veriş yaparken eski esnaftan mal almaktan kesinlikle kuşku duymamayı öğrendik bir kaç gün sonra. Bilhassa Cumhuriyet meydanında Kim-Kim Kuruyemişden. Yörenin mavi renkli meşhur bir badem şekeri var, çok lezzetli, özellike mırra içtikten sonra. Kuruyemişçiyi işleten Halit, ilk günden itibaren bizim en büyük yardımcılarımızdan biriydi. Hem önünden her geçtiğimizde sağolsun badem şekerinden kabak çekirdeğine kadar cebimize kuruyemiş doldurması ve “abi gezerken çitlersiniz, canınız sıkılmaz” demesi hem de gezilmesi elzem olan yerleri bir bir tarif etmesiyle şaşırtıyordu bizi. İlk şaşkınlık ise otobüsten indiğimizde görenlerin hoşgeldiniz demesiyle yakamıza yapışmıştı zaten. Bavullarımızı taşımak için izin isteyenden tutunda , yer sorduğumuzda oraya kadar bizi götürene kadar bir sevgi çemberi içinde kendinizi kıymetli hissediyorsunuz, biz hissettik :) “Suratlarına sakın bakmayın, sizin yanınızdakilere bakarlarsa sakın sesinizi çıkarmayın” tarzı nasihatlerin ve korkutmacaların ne kadar yersiz olduğunu ispat etmek istercesine vargüçleriyle biz misafirlerini ağırlamaya gayret etmeleri, duyduğumuz muhabbeti artırdı. “Biz” den kastım o an ve herhangi bir anda Mardin’de bulunun herkes için. Maddi hiç bir şey beklemeden gösterdikleri misafirperverliğe karşılık, bir çay içimi sıcak muhabbetinizi esirgemeyin yeterli. Tek arzuları: Dışardan gelen kim olursa olsun tanımadığı bu yer hakkında artık kötü önyargılarla gelmesin. Benim yapmaya çalıştığım da aslında bu.

Nufusu az , herkes birbirini tanıyor. Böyle bir ortamda dolayısı ile yabancı olduğunuz çok belli oluyor. Şehire girer girmez herkes güler yüzlü ve acaba nasıl yardım edebilirim kaygısı ile yüzünüze bakıyor. Turistin en çok korktuğu şey kazık yemektir. Mardin’deki 4. günümde bütün öğleden sonra yediklerim müessenin ikramı oldu. Turistik Et Lokantası’daki Salim abi, bizi görünce “içli köfte yeni çıktı gençler” , Halil “çi köftemiz taze Faruk, bi tadına bak” Halit “çitlersiniz gezerken, kabak çekirdeğide alın” derken hep samimi bir şekilde ikramda bulunmanın keyfini yaşıyorlardı. Söz açılmışken nerde ne yenir?

Mardin gerçek anlamda bir müze şehridir. Bir kalenin üzerine oturtulmuş olan şehir, eski ve yeni olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Mardin in 1960'lı yılların sonunda şehrin tamamının SİT alanı ilan edilmesiyle şehir içine yeni inşaat yapımı yasaklanmıştır.

Öncelikle yöresel yemekleri tadmalısınız. Beğenmeyeceğiniz sanmıyorum. Yoresel yemekler konusunda kalitesine güvenebileceğiniz ve nisbeten diğer yerlere göre daha uygun olanı Turistik Et Lokantası. Açıkcası kalite konusunda diğer yerlerle hemen hemen hiç fark yok. Sadece servis konusunda biraz daha bildiğimiz orta tabaka lokantası. Ama garsonundan sahibine kadar herkes müşterisine karşı çok özenli. Manzarası tek yönlü merkez minibüs yolu, Cumhuriyet Meydanı. Hemen karşınızda Mardin Müzesi. Şehre ilk ayak bastığınızda bizim gibi, hem açlığınızı dindirmek hemde şöyle bir ortamı kesmek için çok uygun bir yer. Menüde neredeyse bütün yöresel yemekler var. Ben tercihimi Mardin tabağından yana kullandım. Seçtiğinzi yöresel yemekler birer parça olarak tabağa sıralanıyor. Üzerine nar şerbeti dökülerek zenginleştirilmiş çoban salatası, bu kadar sayfa daha yazarak anlatabileceğim enfes ayranı ve iyi temizlenmiş taze soğan ile beraber servis yapılıyor. Her yemeklerinde et mutlaka var, maydonozun olmaması ise mümkün değil.

Tabakta : içli köfte , kaburga pilavı , sembusek , içli köfte , işkembe dolması

Bir diğer güzel mekan Cercis Murat Konağı...

Güneydoğu yemekleri denince akla ilk gelenler, Gaziantep ve Urfa 'nın etkisiyle de olsa gerek; içli köfte, çiğ köfte, kebab çeşitleri gibi bol baharatlı ve et üzerine yapılan yemek çeşitleridir. Yani çoğumuz için Güneydoğu yöresi mutfağı demek, kebab demektir kısacası... Ancak iş Mardin Mutfağı 'ndan konuşmaya gelince. Bilenlerce de hakkının teslim edildiği gibi, Mardin Mutfağı; et ile bulgurun, çeşitli sebzelerin nefis bir uyumla uzun bir zaman diliminde ve de büyük bir emek dökülerek hazırlanan çeşitlemelerin yer aldığı zengin bir mutfaktır. "Mardin Mutfağı" özelliğini; yörede yetişen baharatların çeşitliliği, yemekler yapılırken gösterilen özen ve et ile uyumundan olduğu kadar, hazırlık süresinin uzun bir zaman dilimine yayılmasındaki mistik havadan da almaktadır. Tarçın, Kişniş, Mahlep, Zencefil, Yeni Bahar, Sumak, Pul Biber ve bademi "Mardin Mutfağı" 'na zenginlik katan malzemeler olarak nitelendirebiliriz.

Menude neler var ?

Nar Salatası Soğanlı Yoğurt Çorbası İkbeybet (Haşlanmış içli köfte) Irok (Kızartılmış içli köfte) Tarçınlı, Mahlepli Patlıcanlı Pilav (Geleneksel sebze ve et yemeği) Kişnişli Tavuk Beğendi Sembusek (Kapalı Lahmacun) Kabak Dizmesi,Katıklı Kabak Dolması Tavuklu Safran Pilavı, Tatlı, Zencefilli Limonata

Mardin de baştan sona yürüyerek 15-20 dakika sürebilecek bir zamanda gezebilirsiniz. Araçların tek yönlü çalıştığı yalnız bir cadde vardır. Kendinizi 16.yy da hissedeceğiniz Mardin anlatılmaz yaşanır...

Süryani içli köfte ve zencefilli limonata için mutlaka buraya uğramak zorundasınız. Zencefilli limonata dediğimiz şey bildiğiniz limonata değil. Su içeceğini düşünen birisinin kolonya içmesi gibi, lezzetli ama gözlerinizi yaşartan bir sertliği var. İnce ve zarif olan nedir peki? Söyleyeyim : Garsonlardan Sabri Yılmaz ve İbrahim Anar. Bilhassa İbrahim’e dikkat edin , iyi esnaflık yapar. Konağımızın iki şeker, iyi niyetli ve sevecen garsonu. Bütün yemek boyunca masamızın etrafından ayrılmadılar, en ufak bir eksiğimiz olsa koşup hallettiler. Bir de benden istediklerini bir yapabilseydim : ) Neyse çıkışta bir hatıra defteri var. 19 Nisan’da benim yazım var. “Yaşasın yemek yemek” diye başlamıştım yanlış hatırlamıyorsam. Çıkarken siz de deftere bir şeyler karalamak isterseniz üç aşağı beş yukarı bu tarz bir şey yazacaksınız. İnsan bir daha hayatının hangi sürecinde Mezopotamya’nın ( edebiyat olsun diye değil gerçekten) o büyüleyen manzarısına karşı lüp lüp içli köfteleri yuvarlayabilir ki? İsterseniz alkol serviside mevcut, süryani şarabının şişesi sanırım 15 milyon idi. Ben tadmadım lakin tadanların suratında hiç pişmanlık ifadesi görmedim. Hatta terasta elinde meyve suyu, çay, kahve, şarap ne olursa artık istanbul’dan birini aramak ve hava atmak çok revaçta. Cercis Murat Konağı, Cumhuriyet Meydanı Halk Bankası yanı, Yenişehir’den gelirken sağda.